29 Kasım 2011 Salı

'aşık ama öldürücü, yok edici, yıkıcı ve kötü şans getirici'

Sfenks bazen koçbaşlı ve kanatsız olsa da genellikle kadın başlı, aslan gövdeli ve kartal kanatlı, tapınak ve mezar koruyucu mitolojik bir yaratıktır. Adı, bağlamak, sıkmak ve boğmak anlamındaki ‘sphingein’den gelir ki bu tanımları Yunan mitolojisindeki efsanesiyle yakınlık gösterir. Yunan mitolojisinde aşık ama öldürücü, yok edici, yıkıcı ve kötü şans getiricidir. Hades’in uyutucu demonlarından biri olan sfenksten en erken olarak Hesiodos’un Theogania’sında söz edilir. Bazen Ekhidna ve Orthus’un çocuğu olduğu söylenmesine rağmen asıl babası Typhon’dur. Başka bir efsanede Thebai kralının kızı olduğu ifade edilir. Hesiodos sfenksin annesinin ağzından ateş fışkırtan, üç kafalı canavar Khimaria olabileceğini belirtir.

Sfenksin Oeidipus’la olan efsanesi en yaygın ve en bilinendir. Bu efsaneye göre sfenks, Hera ya da intikam için Ares tarafından halkına kızgın olduğu Thebai’ye gönderilir. Halk, kentin girişinde bir dağda kayalık üzerinde bekleyip gelen geçenlere Musalardan öğrendiği bilmeceleri soran canavarın korkusuyla yaşamaya başlar. Bilmeceler “önce dört, sonra iki, daha sonra da üç ayaklı olan ve en çok ayağı olduğunda en güçsüz olan yaratık kimdir?” ve “iki kız kardeştirler, ikisi de birbirini doğurur” dur. Oeidipus ilk bilmeceyi ‘bebekliğinde elleri ve ayakları üzerinde emekleyen, büyüyünce iki ayağı üstünde yürüyen, yaşlılığında bir bastona tutunan insandır’, ikincisini de ‘gün ve gece’ diye yanıtlayınca sfenks kendini kayanın tepesinden uçuruma atar. Oeidipus da kentin kralı olur. Bu efsaneden sfenksin her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir yaratık olduğu anlaşılır. Başka görüşlere göre canavarı bilmeceyi yanıtladıktan sonra Oeidipus öldürür. Bir diğerinde Thebaililer her gün bilmeceyi çözebilmek için toplanırlar ama başarılı olamazlar. Her günün sonunda da sfenks onlardan birini yer. Homeros bu mitostan söz etmez. Hesiodos’ta da çok az yer alır. Yol kesen sfenksin dış görünüşü şiddet sever, saldırgan kişiliğiyle aslan şeklindedir. Soyguncu olarak pençelere ve geniş, ürkütücü kartal kanatlarına sahiptir. Euripides kanatlarının parıldadığını yazar. Ayrıntılı görünüşünü tarif eden Sofokles sfenks için ‘bqvwosvwv’ kelimesini, Aiskhilos ise ‘svonnepiav npvvravis kvwv’ tanımını kullanır.
Mısır mitolojisinde önemli bir rolü olan sfenks yeraltı dünyasının kapılarının da gardiyanıdır. Pasif muhafızlıktan kralın düşmanlarını yok ediciye dönüşen bu doğaüstü yaratık bir yazıtta kendini şöyle ifade eder: “Mezar şapelini korurum. Mezara ait odanın muhafızıyım. Zorla içeri gireni uzaklaştırırım. Düşmanları ve silahlarını yere fırlatırım. Mezar şapelinden hainleri kovarım. Bir yere gizlenmiş düşmanları yok ederim. Gizlenecekleri yerleri kapatırım”. Kahire Müzesi’nde bulunan 4.Thutmosis’in savaş arabası kartal başlı, kanatlı, elinde hayat sembolü ve oraklı tanrı Horus’un düşmanlarını ayakları altında çiğneyen sfenkslerle süslüdür. Mısır’da böcek şeklinde muskalar, mücevherler, duvar resimleri ve steller üzerinde de tanrısal varlıkları, gücü ve bilgiyi simgeleyen sfenksler genellikle uzanmış durumda, erkek başlı, kanatsız ve sakallı olarak tasvir edilir.

9 Kasım 2011 Çarşamba


Uykusuz geçen bir gecenin ardından, yeni gelen geceyi koynunda ağırlamayı beklemek,
Pencere köşesinde…
Tek basıma,
Bir yudumluk sıcaklıkta...
Sen!
Sen?
Değil miydin dudaklarımın arasından süzülen 
Geceyi bana unutturan
Bir eylül sabahı kaçıp uzaklaşan ‘benden’ ?
Ve ben
Yıllar sonra bir eylül akşamında görürüm seni
Giden parçalarına ağlayan ağaçların altında
Cama vuran damlaların yansımasında
Pencere köşemde
Tek başıma
Bir yudumluk sıcaklıkta…

Destina

Zerdaliler

Ay nerde doğsa oradaydık
Dallarda zerdali çiçekleri
Savrulup gider rüzgar esince
Bütün bir bahar böyle geçti..... 


Bir yandan Ezginin Günlüğü geceme eşlik eder, bir yandan da ara ara huzursuz bacak sendromu.
Yeni bir yola koyulmadan evvel biniyorum arabama ama bu sefer her zamankinden farklı sağ köşe korkumu yenip en sağda önde tek başıma oturacak şekilde kuruluyorum koltuğuma , tabi yine ağır ağır çalan bir şarkı kulaklarımda Düş Sokağı Sakinleri eşlik ediyordu yolculuğuma...
Dağların arasından geçiyoruz. Güneşin kızıllığı o sarı yaprakların üstüne öyle bir düşmüş ki her savruluşta ahenkle dans ediyorlar. Bu biraz içimi ürpertiyor ama bir yandan da soğuk bir kış günü sıcak kahvemi yudumlarken ki hazzı yaşıyorum dudaklarımda.Tamda bu ikilem arasında gidip gelirken dağların ardını delerek gelen bir çizgi fark ediyorum! Gökyüzünün o maviliği ve yeryüzünün o kızıllığını ortasından bölen bir çizgi...Piyangodan çıkar gibi fırlıyor uçak! Maviyle yeşilin ortasından alabildiğine beyaz. Sende nereden çıktın diyorum kendi kendime. Sonra tekrar dönüyor kendime kızıyorum :)


Hayatta böyle yapmadı mı sana demek için önümde daha 40 dakikam var.Rüzgara kapılıp o kızıllığa karışırsan sende diye bir sordum da kendime.O yüzden şimdiden özür dilerim Hayat bende çok isterdim renklerini barındırmak, lakin sanırım kendime tersim bu aralar.....

Destina Y.