20 Ocak 2012 Cuma

Kristaller ♪ ♫

Geçen onca zaman içinde kaybolup gitmek, sömürülmüş duyguların eşiğinde sıradan bir tebessümle açılmak yeni günlere, ilk günkü gibi…

Halbuki hayatımızda ne de çok ilk gün var,her direnişimizde kullanıpta  aslında dilediğimiz anlarımız…Keşke o gün olsa ve ilkliğe yakışır bir saflığımız bütünlüğümüz olabilse. Heveslerimiz ,tutkularımız ,heyecanlarımız, uçlarda ki meydan okumalarımız hiç kırılmadan devam edebilse. Philoktetes’i okuyorum ve dikkatimi çeken paraf bu oldu;
"Ah yabancılar; siz kimsiniz? Gemilerin uğramadığı, kimsenin yaşamadığı bir yere kürek çekerek nasıl geldiniz? Burada karşılaşmak istediğim insanların acaba ülkesi ve soyu nedir? Üzerinizdeki giysileriniz ve görünüşünüz, benim için en değerli insanlar olan Yunanlılarınkine benziyor. Ama ben sizin sesinizi duymak istiyorum. Korkup rahatsız olmayın; vahşileşen bir insandan korkmayın. Dostsuz, tek başına terk edilmiş bu mutsuz insana acıyınız.”

Çokça terk edildik, incitildik en korkuncu yalnızlıkla sınandık. Her defasında, bir öncekine inatla daha  sertçe kapıştı duygularımız! Sustuk. Konuşamazdık, bizler yalnızdık çünkü.
Seçilmiştik cezalıydık. İndiremezdik ayağımızı yere,yeri öpünceye dek direnir, uzanır göğü öperdik tutkumuzla.

İşte bu göğe uzanışta mevsimlerim çıkar ortaya,kışı hiç sevememiş,yaza ise tapıyor olmam...Çünkü  güneşin kızıyım ben ,maviliğin örtündüğü kişiyim. Nasıl olurda elimi gökyüzüne kaldırıp  selamlarım yağmuru, nasıl olurda kar yağdığında kendimi dışarı atıp ağzımı açarım her çocuk gibi ve nasıl olurda bu denli huzuru bulabilirim?Ve çok kez ihanet ettim güneşime , ama onu kar taneleriyle aldattığım gibi hiçbir şeyle aldatmadım bugüne değin.

Dışarısı soğuk, dışarısı tipi...Karanlığı milyonlarca kar tanesine inatla delip geçiyoruz ışıktan ışığa, inatla daha da bastırıyor. Daha da sertçe vuruyordu camımıza, milyonlarca kar tanesi… Kimi şanslı ki yere tutunup güneşe kavuşurken, kimisi değdiği gibi sönüyor kısacık varoluş sürecinde. İşte tam o an da, sevdiğim bir adam vardı. Bu pamuk tarlasına onunla dalmak istediğimi söylemek istememe rağmen, kilitleniyor ellerim.Onlar bile bozamıyor An’ı. Ben güneşimi işte bu kar taneleriyle aldattım, gündüz olsa çocuklar gibi başımı kaldırır göğe, açardım ağzımı. Ama gece, sen o kadar farklısın ki…Bana huzur veren kristal parçaları usul usul inerken ait olduğuna, bense sıcak kahvenin tadını çıkartıyorum. Her şey o kadar  hafif ki...Bizimle birlikte büyüyen yüklerimizi bu sefer yanımızda gecemize eşlik ederken buluyoruz ,içimizden çıkartıp dostça takılabildiğimiz nadir bir an bu! Yan-yana iki sen. Biri ilk günkü saflığıyla, diğeri gerçekçiliğiyle bir hayat. Belki de bu yüzden seviyorum kristalleri, uçabildiğimi hissettirebilen tek an olarak izin veriyorum içimi ısıtmasına.
Bir annenin çocuğunu ilk kucağına aldığında her şeyi bir anlığına unutması gibi bir tutku içimde ki. İşte o güne kadar benim tek tutkum;kristallerle buluştuğum sayılı geceler olacak…
Destina Y:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder