8 Şubat 2012 Çarşamba

Öylesine*

Acımtırak bir tadı vardır kelimelerin,
Telaffuz ederken kanırtan dikenleri
Düşünürken sersemleten
Susarken tokatlayan
Giderken ölen anları vardır hafızamızda…


Kimi zaman susar,
Kimi zaman konuşur ,
Kimi zamansa An’ı öylece bırakıp döneriz arkamızı
Ve                                                                                 
Gıcırdayan bir kapının ardında kalır bütün düşlerimiz.
Vidası çıkıp,düşen çerçevenin camları arasında kalan buruk bir fotoğraf  örter geride ki yalnızlığımızı.
Pencere kenarına oturur ,bir yudum sıcaklık bekleriz köşebaşına her çıkandan
Görmezler.
Öylece süzülüp giderler parmaklarımızın arasından.
İşte tam da o an
Yarım kalan sancılarımız gibi sevgimizi de kaldırırız.
Tıpkı üzerini toz kaplamış, unutulmuş ve kuşatılmış anılar gibi
Tıpkı!
Zamanla sınanmış,nedensiz terk edişler gibi.

Destina Y:

4 Şubat 2012 Cumartesi

Yaşamın ucuna yolculukta karşımıza çıkıyor Tezer özlü,
“Oysa bugünkü yalnızlığım içinde ne denli güçlü ve mutluyum.” demesine karşın ne kadar durabiliyordu ardında.
 Açıkçası bilemiyorum, çokça yineliyorum kendime fakat her defasında farklı bakış açılarında buluyorum kendimi.
Geceme böylece sakin başlamıştım. Azca nikotine evet demiş bir bünye ve kafeinden uzak eller, güzel bir ikilinin yakalanılmasına nadir anlardan biridir =)
Sonra bir film açıyorum; 15 yaşında ki bir çocuğun kendisinden yaşça büyük bir kadınla ilişkisini anlatıyor.  Korkusunu ve hayatının sırrını çocukla paylaşan, bunu dile getirmekten kaçınan, geçmişin sancısında bir kadın izliyoruz. Sonrasında bu gizli saklı süren ve sonucunda kadının kaybolmasıyla biten masum bir ilişkinin sancıları. Geride kalan ise daha derin izler...
Yıllar sonra bir mahkeme salonun da karşılaşırlar. Ve çocuk hiç bir şey yapmaz. Öylece kadının hüküm giymesini izler. Oysa yıllar evvelki o sır kararın bütün seyrini değiştirilebilecekken,çocuk sadece susar. Çünkü kadına  verilebilecek en büyük cezanın utandığı bu sır olduğunu bilir.
Filmin geri kalanını yazmak istemiyorum. Erotizmle başlayan, sonunu ince nüanslarla kapatan güzel bir filmdi.
Gençliğin verdiği yakıcılıkla heyecanla nasıl oldu da susabildi? Nasıl izin verdi o izlerin sahibine?
Kadını özgür kılabilecekken hüküm giymesini nasıl izleyebildi?
Uzun uzun düşündüm... Fakat her fikrime karşılık, onu çürütecek karşı bir tez buldum. Halen cevabı bulma arayışındayım.