31 Ekim 2011 Pazartesi

İLK KADININ YARATILMASI

Prometheus'un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl onları şımartınca Zeus o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan insan topluluğuna ceza vermek istedi ve onlara kadını gönderdi. Zeus , oldukça başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos'tan kadını yaratmasını istedi. Hephaistos babasının isteği üzerine çamuru su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı.

Olympos'ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan Aphrodite'in vücudunu model olarak kullanmıştı. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu. O zaman heykelin gözleri açıldı. Kolları bacakları kıpırdamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pndora adını taktılar. Athena ona güzel bir kemer, süslü elbiseler verdi. Letafet perileri Kharites beyaz göğsüne parlak altın gerdanlık taktılar. Aphrodite başına güzellikler saçtı. Güzel saçlı Horalar ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler. Hermes Pandora'nın kalbine, hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi. Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona dediki; Sakın verdiğim kutuyu açma, içindeki iyi şeyler uzaklara kaçar ve onların yerine fenalıklar gelir, seni rahatsız ederler. Bu kutuyu iyi sakla bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır. Böyle dedikten sonra baş tanrı ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gelin olarak gönderdi. Prometheus kardeşine Zeus'dan hiç bir şekilde hediye kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora'nın güzelliğine hayran kalan Epimetheus öğüdü tutmadı ve onunla evlendi.

Pandora da tıpkı tüm kadınlar gibi doğuştan meraklı olduğunda dünyaya gelir gelmez kutunun içinde ne olabileceğini düşünmeye başladı ve Zeus'un uyarısını unutarak kutuyu açtı. Kutunun içindeki hastalık, keder, ıstırap, yalan, riya gibi insanları rahatsız edecek ve onları felakete sürükleyecek ne kadar kötülük varsa hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular. Pandora hatasını anlayarak biraz sonra kutuyu kapadı ancak kutuya kapatılan kötülüklerin arasında, insanları yaşatacak, teselli edecek "ümit" te vardı. Fakat ümit dışarı çıkamamış kutuda kalmıştı.. Böylece Zeus ilk kadını beraberinde kötülüklerle dolu bir kutuyla yeryüzüne yollayarak insanlardan intikam almıştı.

18 Ekim 2011 Salı

Kaybolmuş gözlerinde aşkın alevi
Ruhunda yalnızlığın acımsı tadı
Vuruyor gözlerine
Kimi sitem
Kimi acı...
Bedenin yalnızlığın şatosu
Nasır tutmuş ellerin okların ucu
Dudağından süzülen bir damla kanın bir gül edasıyla kavuruculuğu
Beni de yakıyor beraberinde
Tutuşuyorum feryadımsı bir çığlık!
Yok oluyorum
Gözlerinde kan...

Destina ( Larme )

17 Ekim 2011 Pazartesi

Gözlerimin ardındaki sırdı
Düşüncelerimin ardındakiyse karanlık
Loş bir odanın ışıkları altında, sessizce köşeye sinmiş
Ürkek bir bakıştı belki de bakışlarım,
Sırrını ışığa çıkarmaktan kaçan bir bakış.
Ya da karanlığın ardında kalmak isteyen bir bedendi
Kim bilir?
(destina)

16 Ekim 2011 Pazar

Bir uçurtmam vardı benim.
Siyahı ben,beyazı sen olurdun
içim dolar ağlardım,ardından güneşim olur açardın.
Gökkuşağı beliriverirdi birden,sarısı ben yeşili sen.
Kimi zaman da yazmak gelirdi içimden,kalemi ben,ucu sen olurdun.

Her şey birazda sende başlardı
sen de parlayıp sen de sönerdi aniden.
Gözlerin aydınlıkta ışıl ışıl
bense köşede ki bir kuytuda seni izlerdim.
Sonra bir rüzgar çıkar, bedenimi bir titremedir alıp götürürdü bilinmezliğe,
kuru yaprağın ucunda ki toz zerreciği gibi karışıverirdim toprağın içine.

Hem gözlerimde seğirirdi  kimi zaman
yeri gelir gözümde olurdun benim
yürüdük beraber ışığa
Şimdi ise elim kolum bağlı oturuyorum, ne yürüyecek gücüm var ne de gözlerim görüyor
anlayacağın yine seğirmeye başladı sevgilim
sen yoksun ya...
alışmak lazım

Destina Y.

oyun

Boğazım da kuruluğu yokluğunun İsterik bir fahişe gibi dökülüyorum kaldırımlara. Ne güneşten yana ne buluttan, Bir taraftan yoksun işte, ben yağmura kilitliyim. Hiç düşünmedim geniş bir şemsiyeyi paylaşmayı seninle. Ben yağmura kilitliyim diyorum, Yağmur bir şemsiyeden çok büyüktür. Dört tekere emanet, Klişe gitmelere tutsak içimde ki köpek. İçimde yokluğun, Zaman avuçlarımda çırpınan serçe, Issızlıktan yana tüm restler çekilmiş. Blöf yok... İnsanlar kuytularına çekilirken fark ettim, En kuytumun sen olduğunu.
Artık oyun bitti sevgilim; şah, mat... Yoksan yokum işte, gerisi sadece teferruat..

bu yazıyı hep sevmişimdir notlarımın arasında gözüme ilişti paylaşmadan geçmek istemedim yazanın eline sağlık.
Gözlerinde bir ses
Gözlerinde bir ışık
Gözlerinden bir ben silinmek üzere...

Ellerin... Ah o sıcacık ellerin. Nemli sıcacık elin.

Gözlerin.
Gözlerin hayattı.
Sonu olmayan bir denizdi, içinde her rengi barındıran anı, yaşamı, seni içini anlatandı bana.
Kimi zaman engin denizlerin maviliğini
Ateşin kavuruculuğunu
ve
Kimi zamanda bana kendimi verirdi gözlerin.

O kalbin.
Ah o kalbin. Keşke duyabilsem, hissedebilsem.
Niye saklıyorsun beni
Yoksa?

Destina Y.

Ruhum...

Aniden dolup taşıyorum bugünlerde,
İçime sığdıramadığım bir sen var tam da burada.
Dokunamıyorum bile…
Hem de derimin altında ilerlemeye çalışan ufak bir cam parçasıyken.
Gülüşün süpürüyor geceden kalanları.
Öyle bir anki, sıkı sıkı sarılmalıyım bırakmamalıyım derken,
Bir kuş gibi özgür bırakmak istiyorum seni içimde,
Uçup gitmelisin ait olduğuna.
İhtimallerden korkup sinmemelisin kuytularıma!
Sömürmemelisin benliğimi, her kaçışında sıcaklığı aramamalısın dudağımda…
İşte sen bu yüzden uçup gitmelisin ait olduklarına.
Bense tebessümle izlemeliyim gidişini, kendimden kaçabildiğim kadar yaklaşmalıyım sana ve yıldızları düşleyerek uğurlamalıyım seni.
Son olarak ta kulağına eğilip bir not iliştirmeliyim sana “seni seviyorum…”

Destina

hayat beni de tuttu düşerken

yavaş yavaş başlıyorum nefes almaya...